Öfke ile Savaşımız

Tarafından yazılmıştır
Paylaş

Öfkelendiğimiz zaman ne yapacağımızı bilemeyiz ve her an her şeyi yapabilecek potansiyelde bir güç doğar içimizden. Bizi öfkelendiren şey karşımızda büyük bir düşmana dönüşür ve onun canını yakmak, ona zarar vermek bizi rahatlatacakmış gibi düşünmeden hareket etmeye başlarız. Düşüncelerimiz ve davranışlarımız kontrolümüzden çıkabilir.  Biz fark etmeden öfke, benliğimizi ele geçirip işgal etmeye başlar. Öfke hırsa bürünür ve bir kartopu gibi büyüdükçe büyür. Vursak, kırsak, bağırsak, çağırsak da öfkemiz azalmak yerine artmaya devam edecektir. Bu saldırgan davranışlar öfkeye eşlik eden diğer olumsuz davranışlar arasında sayılmaktadır. Bu sebeple bunları bir çözüm yolu olarak görmek bizim zararımıza olacaktır.

“İnsan, doğası gereği tehdit altında hissettiğinde saldırganlaşabilen bir varlıktır” cümlesi hepimiz için bilginin ötesinde yaşayarak deneyimlediğimiz bir durumdur. Çünkü hepimiz farklı şeylere değer verir farklı şeyleri severiz. Öfkelenmemizin sebebi de aslında kişisel haklarımızın ihlal edildiğini hissetmemizdir. Örneğin, değer verdiğimiz birine karşı gelecek herhangi bir olumsuz sözel, duygusal ya da fiziksel darbe öfkelenmemiz için yeterli olabilir.  Hal böyle olunca da öfke duygusu kişiler arası ilişkilerimize, duygudurum halimize, eğitim hayatımıza, meslek yaşantımıza vb. hayatımızın birçok alanına olumsuz bir şekilde tesir edecektir.

Öfke, çoğunlukla olumsuz olarak algılansa da aslına inildiğinde hem normal hem de evrensel bir duygudur. Bu kadar olumsuzluğa rağmen kontrol edilebildiği zaman sanılanın aksine olumlu özelliklere de sahiptir. Pek çok kuramcıya göre olumsuz olan öfke değil, öfkenin ifade ediliş biçimidir. Öfkelendiğimiz kişi ya da olay karşısında sergilediğimiz davranışlar bir yandan da öfkemize karşı olan savaşımızı gösterir. Her insanın öfkeyi kendine özgü ifade ediş biçimi olsa da genel olarak bastıranlar, saldırganlaşanlar ve yapıcı bir şekilde ifade edenler olarak üçe ayırabiliriz. Öfkeyi bastırmak içsel çatışmalarımızı arttıracaktır. Çünkü basınç altındaki öfke azalmayacak, yığılarak artmaya devam edecektir bu yüzden ona bir çıkış yolu sunmamız gerekir. İkinci bir yol olarak öfkeyi saldırganlaşarak ortaya çıkardığımızda ise hem kendimize hem de sevdiklerimize zarar verebiliriz bu yüzden bu yöntemi de sunmak istediğimiz çıkış yolu olarak kabul etmemeliyiz. Ne kadar zor da olsa üçüncü yolu yani duygularımızı ve sınırlarımızı karşı tarafa yapıcı bir şekilde ifade etme yolunu seçmeliyiz. Bunun için biraz çaba harcamamız gerekebilir böylece savaşın sonunda kazanan biz olabiliriz.

Öncelikle öfkelendiğiniz an saldırıya geçmeden önce öfkeyi fark edin ve algılayın. Daha sonra ‘ben dili’ni kullanarak karşı tarafa duygularınızı açıkça ifade etmeye çalışın. Böylece karşı taraf da savunmaya geçmek yerine davranışını değiştirme yoluna gidecektir.

Örnek verecek olursam:

“benim değer verdiğim şeyleri umursamaman beni üzüyor.”

“sevdiğim şeyleri görmezden gelmeni ya da onları küçümsemeni istemiyorum.”

“beni kızdırmaya çalıştığın zaman ne yapacağımı bilemiyorum, sana zarar vermekten korkuyorum.” gibi cümleler kurarak durumu kontrol altına alabiliriz.

Bu örnekler çoğaltılabileceği gibi öfkeyi kontrol etme teknikleri de farklılık göstermektedir. Bu yüzden kendimizi bir teknikle sınırlandırmak yerine öfke kontrol tekniklerinden kendimize uygun olanlarını öğrenmek bizim yararımıza olacaktır.

Bunların yanında öfkenin; güçlü de olsa kısa süreli, geçici bir durum olduğunu; öğrenildiği zaman kontrol edilebilir, eğitici/faydalı bir duygu olduğunu aklımızdan çıkarmazsak öfke ile olan savaşımızda daha başarılı olabiliriz.

Unutmayın,

“Marifet öfkelenmemekte değil, öfkeyi kontrol edebilmektedir.”

Makale Etiketleri:
Makale Kategorileri:
Denemeler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir